Hükümet birden köylü dostu kesildi. Kefalet borçlarının affı gibi, düşük faizli krediler gibi, hayvancılık teşvikleri gibi, bütçeden tarıma ayrılan payın artırılması gibi bazı önlemler esasen “ben seçim zamanı zam yapacak kadar enayi miyim?” anlayışının bir uzantısı olmaktan öteye geçmeyecek uygulamalara yöneldiği görülüyor.
Ancak bu tür uygulamalar, şark kurnazlığı olarak kalacaklardır.
Niçin şark kurnazlığı olarak değerlendirilecektir?
Çünkü “aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” denilmiştir…
Çünkü “yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” denilmiştir…
Tarım, alev alev yanmaktadır…
Alevlerle yalazlanan tarım 4,5 yılın hesabını sormak için bu kez kendisi yakacaktır.
***
2002–2006 arası beş yıla yaklaşan AKP döneminde mazot, gübre, tohumluk gibi tarımsal girdi fiyatları pamuk, pancar, tütün gibi tarım ürünü fiyatlarındaki artıştan çok fazla seyretmiştir. Bu uygulamanın genel ve doğal sonucu çiftçi yoksullaşmıştır.
Tarımsal en temel girdi mazottur. 2002–2006 yılları arasında mazot fiyatlarındaki artış yüzde 63’ü bulmuştur. Temel ürünlerden biri olan pancardaki fiyat artışı ise yüzde 21 civarında olmuştur. İlaç, gübre, tohumluk gibi başka girdilerde de aynı olay cereyan etmiştir.
Geçenlerde İP genel Başkanı Perinçek’in Citybank’a AKP iktidarının 4 milyar YTL’lik kıyağı ile 2,9 milyar YTL’lik mazot gideri konusundaki hoş bir karşılaştırması ilgi çekiciydi. Perinçek diyordu ki, “Amerikan bankasının vergi borcunu tahsil edeceğiz; mazotu 1 YTL’ ye düşüreceğiz; artı bir milyar da elimizde fazladan kalacak; biz bakın işkembeden atmıyoruz, kaynağını gösteriyoruz” dedi.
Şapkalılar, yangının alevlerinin kendilerini yalamaya başlaması koşullarında bunları gözlüyor. Çok geri ve muhafazakâr bölgeler hariç kırsal bu yangının acısını çıkaracağa benzer.
Buğday fiyatları, pamuk, narenciye fiyatları yaklaşık 3 yıldır aynı seviyede tutuluyor. Başbakanın “ananı da al git!” diye azarladığı Mersinli narenciye çiftçisinin feryadı boşuna değil aslında. Üstelik pancarda ise Türkşeker marifetiyle yüzde 10 fiyat kırıldı bir de…
Üretici, tek bir traktör için 2002 yılında 56 ton buğday satıyordu; 2006’da 70 ton buğday bir traktör eder oldu. Yani dört yılda sanayi ürünleriyle tarım ürünleri arasında tarımın aleyhine olmak üzere yüzde 25, başka bir deyişle ¼ oranında bir değişme gerçekleşmiştir.
Bu durum hükümetin tarım aleyhtarı, AB’ci, İMF’ci yanlış politikalarının bir sonucudur.
Bir kg toz şekerin karşılığı 2002 yılında 4,5 kg buğday iken, yani köylü 4,5 kilo buğday ile ancak 1 kg toz şeker almaktaydı; 2006’da 5,2 kg buğdayla ancak 1 kg çeker alabilir olmuştur. Buradaki tarım aleyhine oynama üçte bire yaklaşmaktadır.
Tarımın feryadı, köylünün çığlığı AKP’nin çanına ot tıkayacak derecede tiz çıkmaktadır.
Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin ile Cumhuriyet’ten Leyla Tavşanoğlu’nun yaptıkları söyleşiden aldım rakamları. Tarımın aritmetiğini en iyi onun derneğinin başında bulunan kişi bilecektir kuşkusuz. Bundan dolayı da rakamlara güvenle kullandık.
2006 yılında bütçeden tarıma %o7 pay ayrılmış…
Bu pay, 2007’de %o9’a yükseltilmiş…
Bu rakam genel bütçenin 2 yıldır yüzde 2,5’una tekabül etmektedir.
Şu işe bakın ki; bütçe büyüyor, rakamlar artıyor ama oran değişmiyor.
Ama madalyonun öte yüzünde AB var. Girmeye can attığımız, bir dediğini iki etmediğimiz, bize kendi yaptığının tersini dayatan AB ülkelerinde bu oran yüzde 40’larda dolaşmaktadır. Bütçesinin yüzde 40’ni Avrupalı tarıma ayırıyor.
Sayın Yetkin’e göre, 2007’de kuraklık nedeniyle rekoltede müthiş bir düşme yaşanacağı tahmin ediliyor. Bunun için uzman ya da allame olmaya gerek de yok zaten. Bu küresel ısınmanın getirdiği kuraklık herkesin gördüğü bir şey ve herkes bilir ki, Türkiye’de tarım henüz büyük oranda doğal koşullara bağımlıdır.
Türkiye’nin buğday ambarı olan Konya bölgesinde rekolte kaybının yüzde 50’ye ulaşacağı tahmin edilmektedir. Genel buğday rekoltesinde yüzde 20 oranında bir kayıp beklenmektedir. Bu gerçekleşirse uzun yıllardır ilk defa Türkiye’nin buğday üretimi yurt içi tüketimi karşılayamayacak. Tarımdaki bu yılki bu felaket senaryosu 20 Haziran tarihli ATV kanalında da gündeme geldi. Orada cam olmanın etkisiyle senaryo biraz daha keskinleştirilmiş.
Uyanan ve bilinçlenen köylü artık iktidarlardan ve partilerden ne istiyor? Ya da doğru, milli ve köylüyü efendi olarak faaliyetlerin merkezine koyan milli tarım politikaları nelerdir?
Antiemperyalist ve bilimsel, halkçı ve milli bir tarım politikasının ilkeleri ve çerçevesi nedir?
Bu sorunun doğrudan yanıtı, AB kriterlerinin ve İMF direktiflerinin tersini yapmaktır denebilir.
Milli bir hükümetin tarımda hedeflerinin en başta geleni köylüyü efendi kılmak olmalıdır. Sonra feodal ve emperyalist, her çeşit bağımlılığı tasfiye eden bir yol izlenmelidir. Yurdumuzu beslenmede, gübrede, tohumlukta, damızlıkta kendine yeterli hale getirmek bir başka hedef olmalıdır. Ardından köylünün refahının artırılmasının yolları bulunmalıdır. Ve bir diğer önemli amaç, tarımsal ürünlerin ihracatının en yüksek derecede artırılması gelir.
Bunlar nasıl olacak demesin kimse?
İşte size kaynak!
Geçenlerde, İP Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, bir basın toplantısıyla kamuoyuna, havadan sallayan, mazotun 1 YTL’ye düşürüleceğini ilan eden ve fotoğrafta halka, sıkılı yumruğunda ileri uzatılmış orta parmağını gösteren Cem Uzan’a inat, hükümetin Citybank’ın sildiği 4 milyar YTL’lik vergi borcunun tahsiliyle bu mazot indiriminin gerçekleştirildikten sonra 1 milyar YTL’lik fazla bile kalacağını açıkladı.
Türkiye’nin zengin kaynakları vardır.
Yeter ki, emperyalist yağmacılara ve yerli işbirlikçilerine talan ettirilmesin.
Tarıma destek akçeleri yeterli düzeye çıkarılmalı;
Köylüye ucuz tarım aleti, ucuz tohum, ucuz damızlık, düşük faizli kredi, ucuz tarım ilacı sağlanmalıdır. Pamuk, tütün, sigara, şeker gibi Türkiye’de üretilen ürünlerin ithalatı kesinlikle yasaklanmalı;
Örneğin, birkaç ay önce basına da yansıyan, kooperatife olan borçlarından dolayı üretim araçlarını satmaya kadar varan Bağsaray köylülerinin başına geldiği gibi, yoksul ve orta halli köylülerin tefecilere ve bankalara olan borçları karşılıksız silinmeli, ipotekler kaldırılmalıdır.
Siz o zaman görün Türk köylüsünü, ne yaman bir üretici olduğunu… Ürün rekoltesini birdenbire birkaç kat artıracaktır. 1925 yılında, Osmanlı maliyesinin önemli bir gelir kalemi olan ve İttihatçıların tasfiye etmeye cesaret edemedikleri aşarı kaldıran Atatürk aynı düşüncelerle hareket etmedi mi?
Ancak, bu politikalar ABD güdümünde ve AB eşiğinde uygulanamaz. Yani üretim diye bir derdiniz olmalı her şeyden önce.